Röportaj

Kendinizi tanıtır mısınız?

Dergimizde yıllardır Anne & Çocuk sayfasını hazırlayıp, yazılarıyla birçok annenin yüreğine dokunan Gonca Anıl ile, ilk kitabı “Annelik Makamı” ekseninde, keyifli bir söyleşi yaptık. Önce röportajımızı sonra da kitabını okumanızı tavsiye ediyoruz.

Daha kendini tam anlamıyla tanıyamamış biri olarak, tanıtmam epey zor (gülüşmeler)

1982 yılında çocukluk kariyeriyle başlayan hayatım, 2010 yılında annelik kariyerine geçiş yaptı. Aradaki yıllar da sanki bu iki eksen arasında gidip gelen sarkaç gibi. Ancak anne baba olunca çocukluktan çıkıyormuş insan, ya da ben öyle hissettim 🙂

6 yıl mühendis olarak çalıştıktan sonra ilk kızım dünyaya gelince çalışma hayatıma ara verdim.  Yaklaşık 4 yıl sonra bir kızım daha oldu. Kızlarımla evde olduğum bu süreler içerisinde, sosyoloji lisansı, aile danışmanlığı ve oyun terapisi eğitimleri aldım. Pedagog Adem Güneş hocamla birlikte uzun yıllar çalıştık ve 4 kitabını birlikte hazırladık.  Şuan aile danışmanlığı yapıyorum, çocuklarla ilgili seminerler veriyorum. Tabii 7-24 annelik var. Fırsat bulabildikçe de yazıyorum.

Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?

Çocukken de hep birşeyler karalardım aslında, aklıma ne gelirse yazardım, şiir, hikaye, masal… Uzun yıllar  boyunca iç dünyamdan dışarıya açılan bu sihirli kapıyı kapalı tutmuşum. Öyle çok dolmuşum, hayat o kadar çok birikmiş ki içimde… Bunu yazdıkça anlıyorum. Annelik benim için anahtar oldu, o yazma kapısını bir açtı ki, kapatabilene aşkolsun 🙂

Çocuklarla ne zamandır ilgilisiniz? Anne olunca çocuklara bakış açınızda bir değişiklik oldu mu?

Anne olduğumdan beri daha çok ilgiliyim. Bakış açımdaki köklü değişiklik hem annelikle hem de Adem Güneş hocamın kitaplarıyla ve anlattıklarıyla tanışmakla oldu.  Çocukların gözünden hayata bakabilmeyi ve hislerimi fark edebilmeyi öğrendim.  Çocuklarda kendimi buldum. Bu da anne çocuk arasındaki uyumun kaynağı sanırım.

Çocuklarınızdan bahseder misiniz? Eşinizle aranızda, çocuklara bakış açısından farklılık var mı?

İki kızım var, Zeynep 8 yaşında, ilkokul 2.sınıfta. Zehra 4 yaşında ve henüz ev okulunda 🙂

Eşimle zaman zaman bakış açımızda farklılık oluyor, evet. Ama sonrasında bu farklılığı zenginliğe döndürebiliyoruz. En çok da kendi hatalarımızla yüzleşebilmek konusunda ortak bakış açısına sahibiz. Çok şükür. Bu anne babalığımızın bize kazandırdığı en önemli şey oldu. Çocukları yargılamaktan önce kendimize bakabilmeyi öğrendik. Çocuklar zaten mükemmel doğuyorlar, düzeltilmesi gereken biz büyükleriz.

Anne-baba ile çocuk ilişkilerinde hep çocuktan yanasınız, neden?

Hımmm neden.. Sizce dünyaya daha yeni yeni gözlerini açmış, deneyimsiz, aciz canlılar mı savunulmayı hakkediyor, yoksa aklında türlü tilkiler dolaşan,  çok bilmiş büyükler mi?  Yani zavallım çocukların sesi çıkmıyor, çıkamıyor. Bir ağlayabiliyorlar o da çaresizlikten aslında. Sadece anne babalar değil öğretmen, doktor, esnaf olarak  hep öylesine güçlüyüz ki ve bu gücü o kadar çok kendi lehimize kullanıyoruz ki… Çocuklar her defasında gücümüzün pervasızlığının altında eziliyor ve maalesef savunulmaya ihtiyaçları var. Keşke olmasa. Keşke çocuklarımızın çocukluklarına sahip çıkabilsek. Onlar kendilerini yanımızda var edebilseler. Korkmadan, çekinmeden, savunulmaya ihtiyaç duymadan. Aslında en acı olan da ne biliyor musunuz Şahin Bey, anne-baba ve çocuğu iki tarafa ayırmak. Ortada taraf varsa, bir mücadele vardır. Maalesef günümüzde bakış açısı böyle. Oysa anne-baba ve çocuk bir bütün olmalı değil midir? “Aile” adı altında kocaman bir bütün. Aileyi taraflara böldüğümüz için de mücadele bitmiyor. Yani aslında çocuktan değil, aileden yanayım 🙂

Sizce çocuklar ne derece korunup kollanmalı?

Bu sorunun cevabı önemli ve uzun. Merak edenler Annelik Makamı’nı okusunlar desem reklama girer mi (gülüşmeler)

Çocuklara bakış açınızda, empati kurma yeteneğinizin etkisi nedir?

Oldukça fazla sanırım. Çocuklarla iletişim kurarken onları anlayabilmek için kendimi çocukların yerine koyuyorum ve orada onlar gibi dururken ruhum öyle daralıyor ki… Düşünün boyunuz minik, sesinizi duyan yok. İzin yetkisi annede, para yetkisi babada. Okulda öğretmen tepenizde, evde anne-baba… herkes itip kakacak; gel deyince gelecek, git deyince gideceksin; pişen her yemeği yiyeceksin, yemezsen çizgi film yok; dur denilince oturacaksın çok koşarsan park yok…  Satranç taşları bile çocuklardan daha özgür, en azından arada sırada diğer taşları yiyebiliyorlar. Bizde çocuklar hep mağlup. Çocukları kontrol altında tutmayı kazanılmış bir zafer zannediyoruz. Ama bu şekilde çocukların zihinsel, duygusal, sosyal gelişimleri ciddi yara alıyor. O yaralar yetişkinlik yıllarına kadar taşınıyor maalesef. Çocukların bir hayli empatiye ihtiyaçları var yani.

Gonca Anıl Tüyap’ta

Anne babaların çocuklara karşı en çok gözlemlediğiniz hataları neler?

Komşuya misafire gösterilen nezaketin, inceliğin çocuklardan esirgenmesi.

Evde sözleri dinlenilsin diye bastırıp, boyun eğdirilen çocukların, dışarıda kendilerini korumadıkları için aşağılanması.

Bütün yorgunluk, becerisizliklerimizin faturasının çocuklara ödetilmesi. Yani nihayetinde o işleri, misafirleri çocuk istemedi. Kendine hitap etmeyen ortamlarda sıkılan, ilgisizlikten ne yapacağını bilemeyen çocuğu bir de yaramaz diye etiketlemek neden? Çocukların dünyası neşeli, renkli, keyifli ama bir o kadar sade ve sakin. Onlara uyum sağlamak varken, çocukları büyüklerin sıkıcı, kirli ve kalabalık dünyasına çekiyoruz zorla hem de orada çok savunmasız bırakıyoruz.

Sizce anne babalar ile çocukları arasında nasıl bir ilişki olmalı?

Anne baba çocuğun rehberi olmalı aslında. Çocuk ihtiyaç duyduğunda ihtiyacı kadar yetişkin onunla olmalı. Sonra onun kendini var etmesine fırsat oluşturmalı. Çocukların da o evde ve ailede büyükler kadar hakkı olduğunun farkına varılmalı. İşimize gelince sen büyüdün diyoruz, işimize gelmeyince sen ufacık boyunla ne anlarsın, oluyor. Hiç de adilce değil yani ve çok büyük saygısızlık. Çocuk sahibi olmak bizim seçimimiz, anne baba olduk diye sosyal medyada resim paylaşmayı biliyoruz ama o çocuk bizi seçmedi. Bu kadar da eziyet edilmez ki.  Bir ayrımcılık olacaksa, bence çocuklara pozitif ayrımcılık yapılmalı. Elleri küçük, ayakları küçük, kalpleri küçük ama korkuları büyük. Şu kocaman ellerimizi, korkunç bakışlarımızı çeksek o miniklerin üzerinden! Hep bir üstünlük taslama var hepimizde. İyi ki büyümüşüz yani. Sanki çok müthiş insanlar olduk. Çocuğun masumiyetinden biraz utanmalı değil miyiz?

Karı koca ilişkileri çocuğa ne kadar etki eder? Mutsuz ailede mutlu çocuk olur mu?

Prof.Dr Byron Norton şöyle der: Her çocuğun üç ebeveyni vardır; annesi, babası ve anne-babası arasındaki ilişki. Yani eşler arasındaki ilişki çocuk üzerinde oldukça etkili. Mutsuz ailede mutlu çocuk olamıyor maalesef. Böylesi çocuklar mutluluğu sürekli dışarıda arıyor. Bu da çoğu zaman zararı ve suiistimali beraberinde getiriyor.

Çocuk yetiştirirken doğru zannedilip en sık yapılan yanlışlar nelerdir?

Çocuğa doğruyu öğreteceğiz diye başkalarının yanında sürekli uyarı, eleştiride bulunmak. Böylesi çocuk sadece değersizlik hissi kazanıyor başka bir şey değil.

İzlerken çok şey öğreniyor sanılıp, daha küçücükken televizyon, tablet, telefon ekranlarına maruz bırakmak. Bu şekilde çocuk aktif hayattan kopuyor ve öğrendikleri kaybettikleri arasında yok yükmünde.

Veee daha fazlası için Annelik Makamı’nı okuyun diyeceğim yine. İnsanın kendi kitabını referans vermesi biraz tuhaf oluyor ama cidden orda yaşadıklarımdan, hatalarımdan, öğrendiklerimden damıttıklarım var.

Gonca Anıl Tüyap’ta

Kitabınızın adı neden “Annelik Makamı”  ?

Ben kendimi tanıtım metninde “Annelik makamına layık olmaya çalışıyorum” demiştim. Editörüm Tuğba Akbey İnan da bu kısmı çok beğenmiş. Annelik Makamı’nı önerdi kitap ismi olarak. Hem “mevki, yer” anlamı var hem de “müzikteki makam” olarak. Sonra birlikte de düşündük hüzün, sevinç, umut, gözyaşı… hepsi var dedik bu makamın içinde. Aynı kitabın içinde olduğu gibi… Bir de yazı yazdım bu isimle, kitabın başköşesine oturdu yazı ve tam yerini buldu sanki 🙂

“Ruhunun bamtelini titreştirecek, en güzel şarkı olsa çocukluğun, büyüdüğünde şarkını en yüksek sesle söyleyebilsen. Ve çocuğum ben yanında olamadığımda bile eşlik edebilsem sana, canında, kanında… “Annelik makamında.”…

Günümüz dünyasında çocuklar için en büyük tehlike ve zorluklar nelerdir?

En büyük tehlike, hayır’ına saygı duyulmayarak savunmasızlaştırılan çocuklar dışarıda başkasının esiri olmaya itiliyor.

Ayrıca maddiyata ve gösterişe o kadar çok önem veren bir toplum büyüyor ki, çocuklar bu zenginliğin içinde ilgi fakiri. Elimizdeki, evimizdeki ekranlara baktığımız kadar çocukların gözlerine bakmıyor hale geldik.

Çocuğa karşı şiddet konusunda ne düşünüyorsunuz?

O bir yetersizlik hali bence. Kendine hükmedemeyen yetişkinin beceriksizliğinin bedelini çocuğa ödetmesi. Bununla ilgili şöyle demiştim kitapta:

“Sevgili Çocuk.. Sürekli yükseliyorsa sesim, hatalı olduğundan değil, kendimi çaresiz hissedişimden. Sana nasıl rehberlik edeceğimi bilemediğimde sesimle bastırmaya çalışıyorum doğallığını.”

Ah bu çaresizliğimiz, yetersizliğimiz… Kökeni çocukluktan geliyor, acısı çocuklardan çıkıyor. Bunu fark eden yetişkinlerin, kendini kontrol edememesi durumunda kesinlikle psikolojik destek alması gerekli. Yoksa o şiddet davranışı nesilden nesile taşınıyor maalesef.

Bir çocuk hakları bildirgesi yazsaydınız, ilk 3 maddesi ne olurdu?

Harika bir soru! Cevabı zor…

  1. Çocuğun kendine ait bir dünyası var. Onu kendi dünyana çekip hızlandırmak yerine, onun hızına uy ve yavaşla!
  2. Oyun çocuk için ihtiyaçtır. Oyunda özgürlüğüne dokunma!
  3. Çocuğu değil, kendi yetişkin gücünü kontrol et!

Yeni kitap projeniz var mı? Varsa o da çocuklarla ilgili mi olacak?

Çok projem var aslında, umarım hayata geçirmek nasip olur. Annelik Makamı’nı okuyanlar bu konuda beni yüreklendiriyorlar sağolsunlar. Bitmesin diye yavaş yavaş okuduk, bitince üzüldük, devamı ne zaman, diyenler oluyor sık sık. Aslında yazılacak, söylenecek çok şey var. Ancak bunun için ekstra zamana, bol enerjiye ve içsel dinginliğe ihtiyacım var. Bu üçünün bir araya gelmesi her zaman mümkün olmuyor 🙂 En çok da duaya ihtiyacım var o yüzden 🙂 🙂

Evet, çocuklarla ilgili olacak.  Aslında Annelik Makamı için sadece çocuklarla ilgili diyemeyiz. Bir okurum, “bu bir kişisel gelişim kitabı” demişti. Evet, orada çocukluk, özlemler, duygular, annelik yanında; okul hayatı, meslek seçimi, hayata bakışa kadar detay var. Çünkü çocuk deyince biz de varız aslında. Yine “biz”i anlatmak nasip olur inşallah. Ben yazmayı çok sevdim, okurlar da sever ve istifade ederler umarım.  Ve yorumlarını paylaşırlarsa çok sevinirim. Yazarın kendini görebileceği bir aynaya ihtiyacı oluyor.

Bana sosyal medyadan ya da  şu adresten ulaşabilirler goncanil@gmail.com

Çok keyifli bir sohbetti, çok teşekkür ederim Şahin Bey. Yıllardır yazılarıma derginizde yer veriyorsunuz. Bir nevi kahrımı çekiyorsunuz yani yıllardır, kolay değil 🙂

Yazılarımı hastanede, dişçide, okulda, kuaförde okuduğunu söyleyenler oluyor. Ne güzel sayenizde sesimizin tüm Denizli’ye ulaşması. Bütün emekleriniz ve desteğiniz için ayrıca teşekkür ederim.

Ve Kadın Dergisi, Denizli